Yol Yapmak Sevap Mı?
Hayatın en güzel yolculukları, bazen en zor olanlardır.
—
Bir Sabah, Kayseri’nin Yollarında
Sabahın erken saatleri… Kayseri’nin huzurlu, soğuk havası beni her zaman etkiler. O sabah da aynı şekilde soğuk ve taze bir hava vardı. Üzerimde kalın bir mont, boynumda atkım, gözlerim hâlâ uykusuz ve kafamda bir sürü düşünce vardı. “Yol yapmak sevap mı?” sorusu, birkaç gündür sürekli aklımı meşgul eden bir şeydi. Ama öyle çok değil, sadece birkaç gündür.
Benim için her yolculuk, yaşamın bana sunduğu yeni bir fırsattır. Kayseri’nin her sokağı, her köyü, her kasabası bana bir şeyler fısıldar. Ama bu seferki yolculuk farklıydı. İçimde bir umudu ve heyecanı barındıran bir yolculuktu. Gittim, geldim, gittim, geldim… Yavaş yavaş bu yolun bana ne anlatmak istediğini çözmeye çalışıyordum.
Yolda Kaybolan Zaman
Kayseri’nin ilçe yollarına doğru ilerlerken, bir an aklımda bir şey vardı: Yol yapmak sevap mı? Hani bazen bir insan iyi bir şey yaparken, o iyi şeyin aslında içinde bir çıkar, bir beklenti olup olmadığını sorgular ya, işte tam olarak böyleydi bu soru. O kadar da basit değildi.
Zamanla, düşündükçe sorularım artıyordu. Bir yolda yürüyen insan, etrafına iyilik dağıtan bir yolcu olabilir mi? Yoksa yolculuğun asıl amacı bir içsel huzur ve kendini bulmak mıydı?
Bütün bunları düşünürken, biraz da hayal kırıklığına uğramıştım. Kayseri’nin dar sokaklarında, köy yollarında, tek başıma yol alırken, bu sorunun bana anlamını tam olarak veremeyeceğimi hissettim. Belki de yol yapmak, sadece ne kadar çok insanı geçebileceğini görmek değil, asıl içsel bir yolculuğa çıkmak ve orada bir şeyler keşfetmekti.
Yolculukta Karşılaştığım İnsanlar
Bir köy yolunun kenarında durduk, arabadan indim. Çevremdeki sakinlik, yolda yalnız başıma yürürken hissettiğim yalnızlıkla birleşti. Birdenbire yolun anlamı değişti. Gözlerim biraz daha net görmeye başladı. Orada, arabadan inmiş bir yaşlı amca vardı. Saçları ağarmış, gözlerinde bir bilgelik barındıran o amca bana gülümsedi.
“Yol yapıyorsun, evlat,” dedi. “Ama bu yolda yalnız değilsin. Her bir adımında, geride bıraktığın her izde, birine fayda sağlıyorsun. O birilerinin gözleri sana sevap olarak döner. Bunu unutma.”
Sözlerinin etkisiyle, birden her şeyin anlamı değişti. İçimdeki soruyu bir kenara bıraktım. Çünkü bu kadar derin bir anlam vardı. O amcanın bana söylediği şey, yolculuğun bir amaç olmadığını, aslında yolda gördüğün her şeyin, karşılaştığın her insanın, sana bir anlam kattığını öğretiyordu. Yol yapmak sevap mıydı? Belki de her yolculuk, içindeki yolculuğun başlangıcıydı.
Yolun Sonunda…
Kayseri’ye dönüş yolunda, biraz daha sakin ve düşünceliydim. Bu sorunun cevabı beni büyülemişti. Zaten, bir insan bir yolda ilerlerken yalnızca ilerlemez, o yol boyunca kendisini bulur. Yolculuk, her adımda bir adım daha büyümek demekti.
Birçok şeyi değiştiren bir anı yaşadım o günden sonra. Artık ne zaman bir yolculuğa çıksam, soruyu sormuyorum: Yol yapmak sevap mı? Çünkü cevabım hazır: Evet, her yolculuk, içindeki güzellikleri görebilmek için bir fırsattır. Ve belki de en sevaplı yolculuk, başkalarının ruhuna dokunmak, onları hissetmek ve kendini onlara açmakla gerçekleşiyordur.
Yolculuklar, bizi bekleyen gerçek sevapları değil, kendi iç yolculuğumuzu fark ettirir. O yüzden, her yolda biraz daha büyüyoruz, biraz daha iyi insan oluyorum.